Önce söz vardı, yazı ardından geldi.

 

ÖP BENİ

Öptü beni. Saçlarımdan tuttuğu gibi çekti kendine ve kanırtırcasına, kanatarak dişlerimi ve ciğerlerimi söker gibi öptü. “Bunlar kainat gibi gerçek dudaklardı(r)”

Öptü beni, saçlarım ellerinde, dişlerim ağzında kaldı. “Öptü ve yeniden doğurdu.” Bu kez annemin rahminden değil, kendi rahmimden doğurdu. Doğma ve doğurma sancımla doğurdu beni. Hepsini ben çektim. Doğurdu.

Öptü beni saçlarımdan tuttuğu çekti ve oluşun doğallağında öptü . Uzun, kanlı ve yaşlı bir öpücükle doğurdu. Bir öpüş bazen sadece bir öpüş değildi.

Öptü beni, Yıkadı sonra kanımı, yaşımı sildi, temizledi akladı, dağılan parçalarımdan kalanları ekledi bana. Biraz eksik, biraz korkmuş, çokça sakatlanmış bir ölüyü doğurmak; kolay değildi.  Kolay olmadı. Ama doğacak bebek rahimde durmaz. Durmadı.

Öptü ve doğurdu beni, ölü ya da diri…Doğurdu

MAYA

03. TEMMUZ 2011

İZMİR 03.30

GÜN/AHIN RENGİ

İşlenecek bütün büyük günahlar işlenmişti, ateşi çalıp insana vermişti Prometheus, İsa çarmıha gerilmişti. Bundan sonrası birkaç küçük hırsızlık, biraz edepsiz zina . Ve sonsuz cehennem semavi dinlere kalan.

 Küçük tefek kusurların küçük tefek cezaları. Kışkırtılmış korkularımızla, şimdi, basit cezaların korkunçluğunda geziniyoruz.  Cezaya kalacak küçük çocuklar gibi,cezanın kendisinden korkunç olan cezaya kalabilme ihtimali. Göze alınmış, kabul edilebilir riskler bütünü. Gerisi birkaç öğürtü, kusmak tedirginliği.

 Mitolojiden gelen cezalar yaratıcı ve üretken, günahlarsa büyük ve geri dönülmez. Ama işlenecek bütün büyük günahlar işlenmişti, Sisifos ölümsüzlüğü çalmış ve kayayı yüklenmişti, Atlas tüm gök kubbeyi. Bundan sonrası biraz söz biraz yalan.

 Gururuna yenilebilir, kibrine kurban olabilirsin, kendine de zira. En fazla yanmaktır cezan.

 Büyük günahlar büyük vazgeçişlerle başlar. Vazgeçtiğin yerdeki de sensin, seçtiğindeki de. Çarmıhını boynunda taşır gibi yaftanı al ve git, biraz kan ve göz gözyaşı kabul edilebilir. Korktuğun yerdekinden daha şiddetlisi korkunun içine dahil. Korkmak süreci bizi tereddütkâr eden. O günahın yanında soyunduğunda korkundan, ya da korku seni çırılkısrak bir kışkırmayla yakaladığında sıyrıl günahın da cezanın da varlığından.

 Bütün “büyük günahları” işle, mümkünse cana kıyma. Cezası kalanlara ferahlık, değil ki sana nadim olacak. Yaralanmış bir kızıl gözlü güvercin cabbarlığıyla, barışırsın günahlarınla ve tanısan seversin.

MAYA

 MART-MAYIS 2011

İZMİR

Ağrıya Övgü-I

Hiç izlemediğim kadar TV izleyip, hiç kullanmadığım kadar ağrı kesici içtim üstüne. Ağrım kesildi, sonra gene ağrır. Gün ağarır, ağrı ağrır, sevdiğin şeyler zülme döner zalimi meçhul.

Bir devir başlar bir devir biter. Devir devir üstüne devrilir. Sen evrilirsin. Bir ileri iki geri, nereye olduğu bilinmeden.

Devrilirsin kalkar evrilirsin ya da evrilir kalkarsın, olur böyle şeyler.

Lafın laf olduğunu lafazan bilir. Söz söylersin hergün üstüne yine de sözünü bitiremezsin.

Ağrı kesicisiz bu hayat çekilmez. Bilirsin. Bilmeyen de elbet birgün öğrenir. Öğrenen insanlara saygıda kusur etme. Her ağrı da kesilmez bunu da bil.

Kalın koyu kadife perdeler kalkar, ağır ışıklı yakamozlarla. Altında delici gün ışıkları, ışığın ettiği oyunlara nesne, ışığın oyun ettikleri.

Sen bakarsın ağrın bakar,aklın bakar, ne bakıyorsun be mubarek?

MAYA

30 MART 2011

İZMİR

RM Glass Collection, 1984   Francesco Clemente, 1982   Orchid, 1985   Ada, 1982   Lydia Cheng/Back, 1987  Taş, ten ya da taştan…Robert MapplerhorpeBlack Bust, 1988 

RM Glass Collection, 1984 Francesco Clemente, 1982 Orchid, 1985 Ada, 1982 Lydia Cheng/Back, 1987 Taş, ten ya da taştan…


Robert Mapplerhorpe
Black Bust, 1988 

Yazısız, sözsüz, renksiz, kokusuz…
Robert Mapplethorpe
Ken Moody and Robert Sherman, 1984

Yazısız, sözsüz, renksiz, kokusuz…

Robert Mapplethorpe

Ken Moody and Robert Sherman, 1984

pekguzelseyler:

Rapunzel (by Dina Goldstein)

Silüeti zamanın, sızmış fotoğraflarıma ve ben bana sızmış olandan çok fotoğrafıma sızana küskünüm. Bende olanın görünür kılınmasından çok fotoğraflarla geleceğime ipotek konulmasından korkuyorum. Fotoğraflarını yırt, yayınlanmamış kelimeleri yak ve bırak kendini, yerçekimsiz ortamda öyle güzel uçardım ki! Çekme beni dünya, çelme beni bırak uçayım!

pekguzelseyler:

Rapunzel (by Dina Goldstein)

Silüeti zamanın, sızmış fotoğraflarıma ve ben bana sızmış olandan çok fotoğrafıma sızana küskünüm. Bende olanın görünür kılınmasından çok fotoğraflarla geleceğime ipotek konulmasından korkuyorum. Fotoğraflarını yırt, yayınlanmamış kelimeleri yak ve bırak kendini, yerçekimsiz ortamda öyle güzel uçardım ki! Çekme beni dünya, çelme beni bırak uçayım!

UYANMAK
Ölgün ve ağır bir uykudan uyanmış, bütün kemikleri zonklayarak, yatağından ağır ağır kalmak azmindeydi. Bu azmin yerine bıkkınlık geçmesiyse an meselesiydi.Gözünü açtığında dünyaya güldüğü, dünyanın güldüğü, dünya güldüğü bir an değildi. Güneşin çift aynalı dökük odaya girdiği sabahların kölesiydi. Bugün yüzüne coşkuya benzer haz vermesi beklenen güneşin, teneke sıcaklarda bıkkınlık verip cinai bir trajediye dönüştüreceği yaşamının çoğul günlerinden biriydi. Bu yüzden güneşe kanamadı.

Yataktan doğrulmadan, görmeden baktığı aynadan yansıyan ışığın zoruyla kalktı. Her başlangıca, ölü doğumlar yapacak kadar , gebe kalmıştı fikirlerden. Aklında hareket olanın bedeninde hareket olması gerekmez miydi? Bedeni harekete geçirmenin yolu nerden geçerdi? Bu fikirlerin girdabına takılmama kararlılığıyla, “taze kahve kokusudur hayat” zannıyla gittiği kahve kutusunun başından hayatı bulamadan ayrıldı.

Tırnak geçirme hevesinde tırnaksız bir evcillikle bayat hayat haberlerinin içine gömüldü. Aradığı coşkulu yaşam arzusunu bulacağı bir yer yoktu, biliyordu, arıyordu. Sadece arama coşkusundan tutunup kalkmayı denediğindeyse yıkılışı uzun sürmedi.

Çirkin hırpani bir bavulun ağzından dökülür gibi döktüğü geçmiş başarısızlıklarıyla oyalanmaya kalkacak olsa o bavulu hiçbir zaman geri toparlayamayacaktı. Dünden kalanları da içine tıkıştırıp, üstüne oturup bavulun kemerini bağladı. Bavulun “masandan” farkı kalmamıştı. “Bavul da ne bavuldu ha!” Tüm başarısızlıklar tarihini yeniden yazmanın gereği yoktu. Yazmadı . Bavulu sürükleyerek çekti, ağırlığından arkasında derin bir iz bırakması beklenen bavul izsizce ardından sürüklendi.

Hala uyanmadığı uykulara geri dönmekle, uyanmadan yürümek arasındaki kararsızlığını iki halin ellerine teslim edip seçimsiz uyandı.

MAYA
29 MART.2011
iZMİR

UYANMAK

Ölgün ve ağır bir uykudan uyanmış, bütün kemikleri zonklayarak, yatağından ağır ağır kalmak azmindeydi. Bu azmin yerine bıkkınlık geçmesiyse an meselesiydi.Gözünü açtığında dünyaya güldüğü, dünyanın güldüğü, dünya güldüğü bir an değildi. Güneşin çift aynalı dökük odaya girdiği sabahların kölesiydi. Bugün yüzüne coşkuya benzer haz vermesi beklenen güneşin, teneke sıcaklarda bıkkınlık verip cinai bir trajediye dönüştüreceği yaşamının çoğul günlerinden biriydi. Bu yüzden güneşe kanamadı.

Yataktan doğrulmadan, görmeden baktığı aynadan yansıyan ışığın zoruyla kalktı. Her başlangıca, ölü doğumlar yapacak kadar , gebe kalmıştı fikirlerden. Aklında hareket olanın bedeninde hareket olması gerekmez miydi? Bedeni harekete geçirmenin yolu nerden geçerdi? Bu fikirlerin girdabına takılmama kararlılığıyla, “taze kahve kokusudur hayat” zannıyla gittiği kahve kutusunun başından hayatı bulamadan ayrıldı.

Tırnak geçirme hevesinde tırnaksız bir evcillikle bayat hayat haberlerinin içine gömüldü. Aradığı coşkulu yaşam arzusunu bulacağı bir yer yoktu, biliyordu, arıyordu. Sadece arama coşkusundan tutunup kalkmayı denediğindeyse yıkılışı uzun sürmedi.

Çirkin hırpani bir bavulun ağzından dökülür gibi döktüğü geçmiş başarısızlıklarıyla oyalanmaya kalkacak olsa o bavulu hiçbir zaman geri toparlayamayacaktı. Dünden kalanları da içine tıkıştırıp, üstüne oturup bavulun kemerini bağladı. Bavulun “masandan” farkı kalmamıştı. “Bavul da ne bavuldu ha!” Tüm başarısızlıklar tarihini yeniden yazmanın gereği yoktu. Yazmadı . Bavulu sürükleyerek çekti, ağırlığından arkasında derin bir iz bırakması beklenen bavul izsizce ardından sürüklendi.

Hala uyanmadığı uykulara geri dönmekle, uyanmadan yürümek arasındaki kararsızlığını iki halin ellerine teslim edip seçimsiz uyandı.

MAYA

29 MART.2011

iZMİR

Umut mu bu şimdi? Tutunmaya çalışmak mı? Çalmak mı zamandan mekandan? Kaçamak bir tınıdır belki, bir kaç adım ötende ölüler yatarken. En yakın mezarlık nerde? Bir başka zamanın değil bu, değil bir kaç ölü, beş on değil..Ölülerini nereye gömer Hades’e teslim etmeyenler?

Umut mu bu şimdi? Tutunmaya çalışmak mı? Çalmak mı zamandan mekandan? Kaçamak bir tınıdır belki, bir kaç adım ötende ölüler yatarken. En yakın mezarlık nerde? Bir başka zamanın değil bu, değil bir kaç ölü, beş on değil..Ölülerini nereye gömer Hades’e teslim etmeyenler?

O eldivenin kırdığı, çizdiği, hoplattığı tüm kalplerin ruhu için…Kadın!

O eldivenin kırdığı, çizdiği, hoplattığı tüm kalplerin ruhu için…Kadın!

(Source: rosedarling)

Eteklerini kaldır buluta değmesin, ziller çalın her bir zerresinde kimse bilmesin. Sakız gibi çamaşırlarını bacaklarının arasına as, gün uyusun gene de gelmesin.

Eteklerini kaldır buluta değmesin, ziller çalın her bir zerresinde kimse bilmesin. Sakız gibi çamaşırlarını bacaklarının arasına as, gün uyusun gene de gelmesin.